Korkular&Körlük
KÖRLÜKLERİMİZ
Nasıl tanımlarız körlüğü, toplumda körlük nasıl kabul görür, ışığın olmaması mı sadece? Saramago abe'yi okuyana kadar körlük böyle bir şeydi benim için. Farklı anlamlar koyduğumuz da oldu kalbimiz körleşmiş, aklımız körleşmiş, yüreğimiz körleşmiş vb. göz organına sahip olmayan uzuvlarımızı görme duyusunu kaybettiği için yargılıyoruz haklı veya haksız. Genelde benzetmelerde herkesin yaptığı ve maruz kaldığı bu tip kalıplar oluyor. Peki Saramago abe nasıl anlatıyor körlüğü ?Körlük sizce bulaşıcı olabilir mi? Nezle, grip gibi bakteri ve mikroplar kanalıyla insanlar körleşir mi? Annenizin, bak o kör yanına yaklaşma yoksa sen de kör olursun gibi cümleler duyduğunuzu hayal edin. Bir gün sabah uyandığınızda televizyonda körlük diye bir salgın çıktığını ve bu salgına yakalananların karantinaya alındığını düşünün. Sizde gören birisi olarak sırf sevdiğiniz için bu gruba dahil olmuşsunuz. Etrafınızı körler sarmış gün geçtikçe sayıları artıyor, akın akın geliyorlar. Dışarıdaki insanlar çözümün sizin kökünüzü kazıyarak çözülebileceğini sanıyor. Hükumet temel ihtiyaçlarınızı karşılayamıyor, bundan kolayı körler arasında bile iktidar yarışı başlamış. İnsanın doğasında var bu diyeceksiniz. Haklısınız gerçekten var gözleri görmezse bile. Daha fazla spoiler vermek istemiyorum ama durum genel hatlarıyla böyle. Saramago abe böyle bir gerçeküstü kurguyla bizleri baş başa bırakıyor, bıyık altından gülmemize izin verirken altan alta korkmayın titreyin demeye getiriyor. Şuan yaşıyor olsaydı Black Mirror'in senaristi olabilirdi. Beni de çok severdi eminim.
Okurken fark ettiğim bir durum oldu, körlük bulaşıyordu ama bazen dışarıda olup biteni öğrenmek için dinledikleri radyoda spikerin aniden, "kör oldum!" çığlıklarını duyuyorlarmış karakterler. Oysa körlük bulaşıcı bir şeydi ama nasıl olduysa spiker körleşti. Ne var bunda diyebilirsiniz bir yerden kapmıştır belki dediğinizi tahmin ediyorum bana sorarsanız şayet kör olmanın bir diğer semptomu KORKU'ydu. Korkmak fiili karşılaşmak istemediğimiz nesne ile en kolay yüzleşme aracıdır. Hepimizin böyle ufak tefek korkuları olmuştur. Sigara içerken babaya yakalanma korkusu, sevdiğin kızın ondan hoşlandığını anlama korkusu, yediğin dürümün çabucak bitme korkusu gibi, örnekler kaliteli haa. Ne kadar çok korktuysak bir o kadar katalizör görevi gördü korkularımız. İşe yaradı mı bazen? Yaradı gerçekten sonucu ne olursa olsun. Yaptığın eylemin tuzu biberiydi. Bir çok kişiden duymuşsunuzdur bu lafı, "evin arkasında korka korka içtiğim sigaraların tadını alamıyorum artık."
öyleydi gerçekten alamıyoruz artık.
Bunları yazarken hatırıma birden Şükrü Erbaş'ın Senin Korkuların Benim İnceliğim şiiri geldi. Açtım dinledim.
"Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım."
bizler böyle anlatırken şairler ise şairler şöyle.

Yorumlar
Yorum Gönder